Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- 1979 İran İslam inkılabından sonra, İslam`ın siyasallaşması ve devletleşmesi, İran-ABD arasındaki mücadeleyi daha da artırdı. İslam Dünyası`ndaki gelişmeleri önleyemeyen ABD ve Batılı güçler, Arabistan’ın yardımları ve Türkiye’de yönetime gelen siyasal akımla beraber, İslam Dünyası’na yön vermeye çalıştı. Bunda da başarılı olamadı. Arabistan üzerindeki Vahhabi - Tekfirci karabulutlar, başka yerlerde de üremeye, üretmeye başlandı. Türkiye buna güzel bir örnek. İran’ın sağ eli olan Suriye devletini yıkmak ve bölgeyi istikrarsızlaştırılmak istediler. Çünkü Suriye, İran’ın oluşturduğu Anti-Emperyalist ve Anti-Siyonist kutuplaşmanın altın halkası. Lübnan Hizbullahı’na yapılan yardımlar, Filistinliler’e verilen silah ve yardımlar Suriye üzerinden gidiyor. Ve Suriye, Irak savaşı nedeniyle Irak’tan kaçanlara kapısını açmıştı. Şam’da güçlü bir Irak muhalefeti vardı. Esad’a ve Esad hükümetine istediklerini yaptıramayan ABD ve Batı, Suriye’yi parçalama düşüncesini aklına koydu. Önce Lübnan’dan Suriye askeri çıkarıldı. Refik Hariri cinayeti ile, Esad ve Suriye hükümeti üzerinde baskı kuruldu. Hizbullah, silahsızlandırılmak istendi..
Bunlar olmayınca son çare olarak, Arabistan’ın yardım ve desteği ile, Selefi-Vahhabi-Tekfirci guruplar “Arap Baharı” açılımı altında Suriye’ye yönlendirildi. Yapılan baskılardan sonuç alamayan ABD ve Batılı güçler, Türkiye’nin de destek ve yardımlarıyla, Suriye’de uluslararası silahlı muhalefeti kurmaya başladılar. Olaylar körüklenerek mülteci oluşturuldu, Mültecilere destek verilerek de mülteci kamplarında ÖSO, NUSRA, EL-KAİDE, IŞİD benzeri yapılara kapı açıldı. Irak’ta Sünni-Selefi-Tekfirci-Baasçı-Laik aşiret yapıları tarafından desteklenen “Irak İslam Devleti” gurubu, Suriye’ye yönlendirilerek, IŞİD ortaya çıkarıldı. Bekledikleri başarıyı bulamayan, Suriye ordusu ve halkı tarafından başarısız hale getirilen bu düzen, Sünni aşiret bölgesi Neyneva-Musul’da uygulandı. Devlet içindeki Saddamcılar, aşiretler, mezhep ve ırk ayrımcılığından beslenen Batı zihniyetli yapılar ihanete başladı. Nuri Maliki’ye yapılan baskılardan istediklerini alamayanlar, Maliki’nin seçimlerden daha güçlü çıktığını görünce düğmeye bastılar. Irak’ta hükümet krizi çıkaranlar, güvenlik sorunları da çıkartarak Musul’u IŞİD’e teslim ettiler. Esas amaç, Erbil ve Bağdat’ın da ele geçirilmesiydi. İran’ın sonsuz yardımları ve Kudüs Orduları Komutanı General Kasım Süleymani’nin bizzat çalışmaları ve önderliği ile, Erbil ve Bağdat’ın IŞİD’in eline geçmesine engel olundu. Artık bunlar bir sır değil…
İran ile ABD-Siyonist güç arasındaki yapılan savaş aşikarlaşınca, İran’da savaş stratejisini değiştirdi. İran’ın dini ve siyasi Rehberiyet makamı olan “Velayet-i Fakih” yani Ayetullah Seyyid Ali Hamanei, Kasım Süleymaniye verdiği yetki ve destekle, İran’ın dış politika-savunma ve mücadele-direniş stratejisini onun yetkisine bıraktı. General Kasım Süleymani İran’ın değil, bölgenin değil, şu anda dünyanın en önemli şahsiyeti ve askeridir. 35 yıllık İran devrimi sonucunda biriken tüm dinamizm, Kasım Süleymani’nin siyaset-stratejileri ile Afganistan, Pakistan, Yemen, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, Mısır ve Azerbeycan’da hayat bulmaktadır.
IŞİD, Batı ve ABD emperyalizminin Irak ve Suriye yolu ile, Ortadoğu’ya tekrar dönüş projesidir. 11 Eylül projesi ile, ABD ve Batı emperyalizmi Irak ve Afganistan’ı işgal etti. Başarısız oldu, erimekten kurtulamadı. IŞİD projesi ile, bölge ülkeleri ve İslam hedefe kondu. Batı’nın, emperyalizmin eski sistemi, “böl-parçala-yönet” yöntemi devreye kondu. İslam-İslam devrimi ve İslami yönetim sistemi düşman kabul edilip hedefe konarken, bölge ve dünya IŞİD sayesinde İslam’dan uzaklaştırılıyor. Bölge ve Müslümanlar Şii-Sünni diye ayrıştırılıyor. Kürtler laikleştirilip millileştiriliyor. Kısaca, Ortadoğu’daki satranç oyunu devam ediyor. 35 yıldır önemli tecrübeler kazanan İran İslam Cumhuriyeti ise, mücadelesini artık aşikar yapar hale geldi. General Kasım Süleymani’nin Irak’ta ve Suriye’de boy göstermesi bunun işaretidir. Artık yalnız ABD ve Batılı güçler değil, yerli-bölgesel güçler bile, İran’ın yaptığı savaşın-mücadelenin farkında. Kasım Süleymani’nin cephede çekilmiş boy boy-çarşaf çarşaf resimleri, İran medyası tarafından Dünya’ya aktarılıyor. Denilmek isteniyor ki, “Irak’ta ve Bağdat’ta kimin gücü var, kimin sözü geçiyor.” Bu savaş o kadar aşikarlaştı ki, bizim sarhoş medyamız bile bunun farkına vardı. Ertuğrul Özkök bile, Kasım Süleymani’nin fotoğraflarının sırrını fark etti ve Londra’dan Türkiye’ye duyurdu. Kısaca, IŞİD Batı ve ABD emperyalizminin cini. Artık cin lambadan çıktı ve Ruslar’ın Matruşka’sı gibi kılık ve şekil değiştiriyor.
Ama bir tane gerçek var ki oda, İran İslam Devrimi ile Batı arasında son bulmayan bir savaş var ve bu devam ediyor. Irak ve Suriye bunun mücadele sahası. ABD ve Batı, İsrail’in güvenliği nedeniyle, Siyonizm’in çıkarları için, Filistin’i mücadele sahasından çıkarmış, İslam ile Siyonizm arasındaki savaşı, İslam ile İslam(!) (tekfirci) haline dönüştürmüştür. Bu savaşta Batı’ya destek veren Suudi Arabistan ve Türkiye’yi unutmamak lazım. Mısır’da bu üçgen içinde olsa da, bölgesel ve yapısal sorunlar nedeniyle topallamaya devam ediyor. Sonuç ise, savaş aşikâr ama son bulmuş değil. Gerçek olan ise, İran bölgesel güç olduğunu kabul ettirdiği gibi, şimdi İslam Dünyası’nın merkezi olmaya ve küresel güç olma yolunda ilerliyor. El-Kaide gibi, IŞİD’in de sonu gelecek.. Batı dünyasından İslam’ı uzak tutsalar da, İslam dünyada hızla ilerliyor. Çünkü İslam’ın dışında insanlığa ümit ve yaşama aşkı verecek yeryüzünde hiçbir ideoloji ve inanç kalmadı. Dünyanın gidişatı İslam’ın inkişafı ve İran’ın İslam medeniyetinin merkezi olma yönündedir.
Murat Nazlı – Welayet News